DÜŞMANLARlNlZ BİRBİRİNE DÜŞECEKTİR

DÜŞMANLARlNlZ BİRBİRİNE DÜŞECEKTİR


Dünyanın genel durumu, tehlikeli buluşların ilerlemesi, Doğu-Batı’nın silahlanma yarışı ve insanlığın içine düştüğü ahlaki bozukluk karşısında büyük devletlerin,

hatta Yahudi ve hıristiyanların birbirine düşeceği ve insanların çoğunun bu bencillik savaşında yok olacağı tahmin edilmektedir. Bazıları da türeyecek olan bir takım tehlikeli hastalıklarla can verecektir.

Abdulmelik şöyle diyor: "Hz. İmam Bakır’ın (a.s) yanından kalktım ve ağlar bir halde şöyle dedim: Ben, gücüm ve kuvvetim varken Mehdi’nin (a.s) zamanını derkedeceğimi ümit ediyordum.

" İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Acaba sizler evlerinizde güvenlik içindeyken düşmanlarınızın birbiriyle savaşmasına razı değil misiniz? Mehdi kıyam edince her biriniz kırk insan kadar güçlü olacaktır. Kalpleriniz demir gibi olacak. Öyle ki, dağlara vursanız dağlar yarılır. Yeryüzünün hükümet ve hazinedarlığı sizin olacaktır."[473]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kâim’imizin ölümünden önce iki ölüm gerçekleşecektir. Birisi kırmızı ölüm, diğeri ise beyaz ölüm. Öyle ki yedi kişiden beş kişi ölecektir. Kırmızı ölüm öldürülmek ve beyaz ölüm ise Taun hastalığı sebebiyle ölmektir."[474]

Zürare şöyle diyor: İmam Sadık’a (a.s) "Gökten bir sesin geleceği doğru mudur? diye sordum. İmam "Evet! Allah’a andolsun ki her kavim o sesi kendi dilleriyle duyacaktır." İmam daha sonra "Onkişiden dokuzu ölmedikçe Kâim kıyam etmeyecektir." diye buyurdu.[475]

 

SAVAŞTAN BAŞKA ÇARE YOK


Bu noktada "Hz. Mehdi (a.s) kan dökmeden ve savaşmadan devletini kuramaz mı?" şeklinde bir soru da gelebilir akla.

Tabiatıyla böyle bir şey mümkün değildir. Beşerin ilmi düzeyi yükseldikçe iyi ve salih insanlar çoğalacak, ama yine de zalim ve despot insanlar da var olacaktır;

bunlar hakka düşman olacak ve hiç bir şekilde inatçılıktan vazgeçmeyeceklerdir. Bu tip insanlar çıkarlarını korumak için Hz. Mehdi’nin (a.s) aleyhine kıyam edecek, gücü oranında direnecek ve savaşacaktır.

Böylesi insanları susturmak için savaş ve kan dökmekten başka bir çare yoktur. Bu yüzden Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen rivayetlerde savaş ve kan dökmenin kesin olduğu göze çarpmaktadır.

Örneğin Beşir şöyle naklediyor: "Ebu Cafer’e (a.s) şöyle dedim: İnsanlardan bazısı "Mehdi kıyam edince işler kendiliğinden düzene girecek ve bir damla olsun kan dökülmeyecektir." diyor.

Bu doğru mu?" İmam şöyle buyurdu: "Allah’a andolsun ki bu doğru değildir. Eğer bu iş mümkün olsaydı Hz. Resulullah (s.a.a) için mümkün olurdu. Halbuki düşmanla savaşta Hz. Resulullah’ın dişleri kırıldı ve mübarek alnı yaralandı.

Allah’a andolsun ki Mehdi’nin işi savaş meydanında ter ve kan dökülmedikçe yoluna girmez." "İmam (a.s) daha sonra elini mübarek alnına sürdü."[476]

 

HZ. MEHDİ’NİN (A.S) SİLAHI


Bazı müslümanlar "Hz. Mehdi (a.s) kılıçla kıyam edecek deniliyor; bu ise kabul edilecek bir şey değildir, insanoğlu yüzlerce silah bulmuş atom ve hidrojen bombaları keşfetmiştir.

Bu bombalar kilometrelerce uzaktaki insanları bile ortadan kaldırıyor. Silah sanayiinin ilerlemesi insanloğlunun gözünden rahat uykuyu almış durumda. Şüphesiz ileride daha da gelişmiş silahlar keşfedilecektir.

Şimdi bu durumda Hz. Mehdi’nin (a.s) kılıçla savaşıp zafere ulaşacağını söylemek doğru olur mu?" demektedirler.

Hz. Mehdi’nin kılıçla kıyam edeceği hadislerde vardır. Örneğin: İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: "Mehdi şu açıdan ceddi Muhammed’e benziyor ki kılıcıyla kıyam edecek,

Allah ve Resulünün düşmanlarını katledecektir. Kılıç gücüyle, düşmanlarını korkudan dehşete düşürerek zafere ulaşacak ve hiç bir bayrağı (bölüğü) yenik dönmeyecektir."[477]

Kılıçla kıyam derken, savaş kestedilmektedir. Yani savaş ve kan Hz. Mehdi’nin (a.s) kıyamının ayrılmaz bir parçasıdır. O, İslam dinini yaymak, zulüm ve tecavüzleri engellemekle görevlidir,

savaş ve kılıç zoruyla da olsa bu hedefini gerçekleştirecektir. Ama diğer imamların böyle önemli bir görevi yoktu. Öğüt ve nasihatla yetiniyorlardı. Kılıçla kıyam; onların yegane silahının kılıç olduğu anlamına gelmez, Hatta çağdaş silahlara galip gelecek yeni silahlar da bulabilir.

Gerçek şu ki, bizim dünyanın geleceği hakkında yeterli bilgimiz yoktur. İnsanlar ve teknolojinin geleceğinden haberdar değiliz. Bu yüzden geleceği de geçmişle kıyaslayarak hüküm vermek doğru değildir.

Biz ileride ilim, kudret, medeniyet ve teknolojide hangi milletin üstün geleceğini de bilemiyoruz. Belki gelecekte dağınık İslam milletleri gaflet uykusundan uyanır,

küçük ihtilafları bir kenara bırakır ve hep birlikte güçlü tevhid bayrağı altında toplanır, Kur’an’ın emir ve ilimlerini gözönünde bulundurarak İslam’ın kurtarıcı programlarını icra eder,

böylece Allah vergisi olan servetlerden de istifade eder, gevşeklik ve inzivadan kurtulur; ilim, teknoloji ve ahlakta insanlığın öncüsü haline gelir, doğu ve batı’nın sınırsız gücünü kontrol altına alır ve gerçek kurtarıcı olan Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhuru için gerekli şartları meydana getirmeye çalışırlar.

O halde Hz. Mehdi (a.s) zuhur edince fevkalade bir liderlik, velayet gücü ve Allah’ın yardımıyla zalim hükümetleri devirerek, tüm dünyada tevhid ve adalet devletini hakim kılacaktır.

O zaman, yaptıkları onca zahmet ve çalışmalarının neticesi olan teknolojinin insanlığa hizmet yolunda kullanılması gerekirken, insanları ortadan kaldırmak ve tuzağa düşürmek yolunda harcandığını gören bilginler rahatsız olacak fakat buna çare bulamayacaklardır.

Hz. Mehdi’nin (a.s) adaletçi sesini duyunca hemen icabet edecek ve ona hedefine ulaşması için yardımcı olacaklardır. Belki de insanlar ileride inat, cehalet bağnazlık ve despotluktan vazgeçer ve atom silahlarını yasaklarlar. Böylece de ağır askeri harcamalar, insanların refah, huzur ve genel kültürel kalkınma yollarında kullanılır.