HZ.MEHDİ(A.S)AHİR ZAMANDA MI DOĞACAKTIR?

HZ.MEHDİ(A.S)AHİR ZAMANDA MI DOĞACAKTIR?


"Hz. Mehdi’nin (a.s) geleceğini İslam’ın kesin inançlarından biri saymak gerekir. İslam Peygamberi de onun zuhurunu müjdelemiştir. Biri kalkıp da bu doğrudur,

ama Mehdi’nin henüz doğmadığını söylemenin ne sakıncası vardır? Dünya elverişli hale geldiğinde Allah Teâla Rasulullah’ın evlatlarından birini gönderecektir. O da adaleti hakim kılacak, İslam’ı yayacak ve zulmün kökünü kazıyacaktır" şeklindeki derse buna şöyle cevap verilir:

"Evvela akli ve nakli delillerle isbat ettik ki imamın varlığı her asır ve zamanda zaruridir ve imamın yokluğu insan türünün yokluğunu gerektirir. O halde bizim asrımızda da imam vardır.

Saniyen, Mehdi’nin varlığını Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’ten nakledilen rivayetlerle isbat ettik. O halde tarif ve tavsifini de bu rivayetlerden çıkarmalıyız.

El hamdu lillah Hz. Mehdi'nin bütün alamet ve özellikleri hadislerde yeralmış ve bu hususta hiçbir kuşkuya yer kalmamıştır. Ama bütün bunları okumak çok vakit aldığından sadece o hadislerin fihristini sizlere vermekle yetiniyorum, daha fazla bilgi istiyorsanız hadis kitaplarına müracaat ediniz.

 


HZ.MEHDİ KİMDİR?


İmamlar on iki kişidir. İlki Hz. Ali, sonuncusu ise Hz. Mehdi’dir. Bu hususta tam 91 hadis vardır.

İmamlar on iki kişidir ve sonuncusu Mehdi’dir: Bu hususta 94 hadis vardır.

İmamlar on iki kişidir, dokuzu Hüseyin’in soyundandır ve dokuzuncusu Mehdi’dir: 107 hadis.

Mehdi, Peygamber’in Ehl-i Beyt’indendir: 389 hadis.

Mehdi, Ali’nin evlatlarındandır: 214 hadis.

Mehdi, Fatıma’nın evlatlarındandır: 192 hadis.

Mehdi, Hüseyin’in evlatlarındandır: 185 hadis.

Mehdi, Hüseyin’in dokuzuncu evladıdır: 148 hadis.

Mehdi, Ali b. Hüseyin’in evladıdır: 185 hadis.

Mehdi, İmam Muhammed Bakır’ın evladındandır: 103 hadis.

Mehdi, İmam Cafer Sadık’ın evlatlarındandır: 103 hadis.

Mehdi, İmam Sadık’ın 6. evlatlarındandır: 99 hadis.

Mehdi, Musa b. Cafer’in evlatlarındandır: 101 hadis.

Mehdi, Musa b. Cafer’in 5. evlatlarındandır: 98 hadis.

Mehdi, Ali b. Musa Rıza’nın 4. evlatlarındandır: 95 hadis.

Mehdi, İmam Muhammed Taki’nin 3. evlatlarındandır: 90 hadis.

Mehdi, İmam Hâdi’nin evlatlarındandır: 90 hadis.

Mehdi, İmam Hasan Askeri’nin evladıdır: 145 hadis.

Mehdi’nin, babasının adı Hasan’dır: 148 hadis.

Mehdi’nin adı ve künyesi, Resulullah’ın (s.a.a) adı ve künyesi ile aynıdır: 47 hadis.

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyururlar: "Mehdi benim evlatlarımdandır. Adı ve künyesi benim adım ve künyemle aynıdır. Ahlâk ve yaratılış açısından insanlar arasında bana en çok benzeyenide odur.

Gaybete çekilecektir ki insanlar o zaman şaşkınlığa düşecek ve yollarını kaybedecektir. Daha sonra yıldızlar gibi parlayarak ortaya çıkacak ve yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır."[130]

Görüldüğü gibi bu hadis hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde va’dedilmiş Mehdi’yi tarif ve tavsif etmektedir.


MEHDİ HZ.HÜSEYİN’İN EVLATLARlNDANDlR


Bazı Ehl-i Sünnet uleması "Bizim alimlerimiz Hz. Mehdi’nin Hz. Hasan’ın evlatlarından olduğuna inanırlar. Bu hususta Sünen-i Ebi Davut’ta rivayet edilen bir hadise dayanmaktadırlar.

Ebu İshak şöyle diyor: "Hz. Ali, oğlu Hz. Hasan’a bakarken şöyle buyurdu: "Oğlum seyyittir, Resulullah da onu seyyid olarak adlandırmıştır. Onun soyundan birisi zuhur edecektir ki Peygamber’in adını alacaktır. Ahlakta Peygamber’e benzeyecek ama yüzden benzemeyecektir (veya tam tersi.)"[131] demektedirler.

Evvela bu hadisin istınsahında hata olabilir yanı Hz. Hüseyin yerine Hz. Hasan yazılmıştır. Zira bu hadis aynı senet ve metin ile ayrı kitaplarda da mevcuttur; onlarda Hasan yerine Hüseyin yazılmıştır."[132]

Saniyen bu hadisin, hem Sünni hem Şia kitaplarında yeralan ve Mehdi’nin Hüseyin’in soyundan olduğunu bildiren sayı yönünden çok ve senet yönünden müteber hadisler karşısında hiçbir itibarı yoktur. Burada örnek olarak Ehl-i sünnet kitaplarından birkaç hadis nakledelim:

Hüzeyfe, Hz. Peygamber’den şöyle nakleder: "Eğer dünyanın bir günü dahi bâki kalsa Allah Teâlâ benimle adaş olan evlatlarımdan birini göndermek için o günü uzatacaktır.

" Selman "Ya Resulallah, Mehdi hangi evlatlarınızdan olacaktır?" diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.a) mübarek elini Hüseyin’e vurarak "Bundan" buyurdular."[133]

Ebu Said-i Hudri Hz. Resulullah’ın Hz. Fatıma’ya şöyle buyurduğunu nakleder: "Bu ümmetin Mehdi’si bizdendir ve Hz. İsa namazda ona uyacaktır." Daha sonra mübarek ellerini Hüseyin’e vurarak şöyle buyurdular:

"Bu ümmetin Mehdi’si bu çocuğumun neslinden gelecektir."[134]

Selman-i Farisi şöyle der: "Hz. Resulullah’ın yanına vardım, Hüseyin b. Ali Hz. Resulullah’ın dizine oturmuştu, Hazret onun yüzünü ve ağzını öpüyor ve şöyle diyordu: "Sen büyüksün, büyüğün oğlusun ve seyyidin -büyüğün- kardeşisin.

İmamsın, imamın çocuğu ve imamın kardeşisin. Hüccetsin, hüccetin çocuğu ve hüccetin kardeşisin; Sen dokuz hüccetin babasısın ki onların dokuzuncusu Mehdi olacaktır."[135]

Hz. Ali (a.s) Hz. Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet eder: "Dünya; Hüseyin’in evlatlarından biri ümmetime egemen olup yeryüzünü zulümle dolduktan sonra adaletle doldurmadıkça sona ermeyecektir."[136]

Hz. Mehdi’nin Hz. Hüseyin’in soyundan geleceğini bildiren hadisler gereğince, onun Hz. Hasan’ın soyundan geleceğini bildiren hadisden itibardan düşer.

Gerçi bu hadisleri mana itibarıyla cem'i etmekde mümkündür. Çünkü İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) annesi İmam Hasan’ın (a.s) evlatlarından olduğu için Hz. İmam Hasan ve Hz. Hüseyin'in her ikisi de Hz. Mehdi'nin atası sayılırlar (biri anne diğeri ise baba tarafından). Aşağıdaki hadisi de buna şahit gösterebiliriz:

Hz. Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma’ya (a.s) şöyle buyurdular: "Bu ümmetin iki torunu bizdendir. Bunlar cennet ehli gençlerinin efendisi Hasan ve Hüseyin adlı çocuklarındır.

Allah’a andolsun ki babaları onlardan daha faziletlidir. Beni hak üzere gönderen Allah’a andolsun ki bu ümmetin Mehdi’si dünya karıştığında o iki evladının neslinden vücuda gelecektir."[137]


EĞER BİLİNSEYDİ


Bu noktada şöyle bir soruyla karşılaşabiliriz: Va’dedilmiş Mehdi eğer böyle bilinen ve seçkin bir şahsiyete sahip olsaydı mezkur tavsif ve tarifler asr-ı saadetteki, müslümanların ve masum imamların ashabının kulağına ulaşsaydı, yanlışlık ve suistifade yolu kapanır, imamların ashabı ile alimler yanlışlığa düşmezlerdi.

Halbuki görülmektedir ki imamların evlatlarından bazısı da olayın iç yüzünden habersizdiler. Nasıl oldu da bunca sahte Mehdi kendisini İslam’ın va’dettiği Mehdi adıyla tanıtmış ve halkı kandırmıştır?

Eğer müslümanlar Mehdi’nin adını, künyesini annesinin adını, babasının adını, on ikinci imam olduğunu, yaşını ve diğer özelliklerini bilseydiler nasıl yanlışlığa düşebilirlerdi? Halbuki bazıları Muhammed b. Hanefiye’yi veya Muhammed b. Abdullah b. Hasan’ı veya Hz. Sadık, veya Hz. Musa b. Cafer’i … Mehdi sanmışlardır."

Önceden de dediğimiz gibi Mehdi’nin varlığı asr-i saadette müslümanların nezdinde kesin bilinen birşeydi, varlığı hususunda hiçkimse şüphe etmiyordu.

Hz. Resulullah (s.a.a), Mehdi’nin varlığını, bazı sıfatlarını, tevhid ve adalet üzere kurulan hükümetini, zulmü ortadan kaldırmasını, İslam dininin zaferini ve onun eliyle gerçekleşecek adaletı bütün müslümanlara beyan etmiştir.

Onları böylesi sevindirici müjdelerle sevindirmiştir. Ama Mehdi’nin özellik ve alametlerini teferruatıyla tüm müslümanlara beyan etmiyordu. Hatta denilebilir ki bu mevzu, bir yere kadar bir sır olarak saklanıyordu.

Sadece nübüvet esrarının taşıyıcıları olan güvenilir ve emin kimselere söyleniyordu. Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Mehdi’nin gerçek alametlerini Ali b. Ebi Talib, Hz. Fâtıma-ı Zehra (a.s) ve güvenilir bazı ashaba söylüyordu. Ama ashabın geneline üstü kapalı ve icmalen beyan ediyordu.

Ehl-i Beyt imamları da Hz. Resulullah’a uyarak Mehdi mevzusunu müslümanların geneline üstü kapalı beyan etmişlerdir. Ama onun hakiki sıfatlarını her imam kendisinden sonraki imama söylemiş ve güvenilir ashaptan bazısına da beyan etmişlerdir. Ama halkın çoğu ve hatta imamların evlatlarından bazısı olayı detaylı olarak bilmiyorlardı.

Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamlarınin bu kısa beyandan maksatları iki şeydi: Evvela bu vesileyle tevhid hükümetinin düşmanlarını ve zalimleri şaşırtmak ve böylece onların va’dedilmiş Mehdi kesin olarak tanımalarını engellemek istiyorlardı ki bu da Mehdi’nin muhafazası için gerekliydi.

Evet, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmanları çok iyi biliyorlardı ki eğer zalimler, ve zamanın hükümetleri, Mehdi’nin adını künyesini ve özelliklerini bilecek olursa kesin olarak babasını öldürüp doğumuna engel olabilirlerdi.

Abbasoğulları, hükümetlerini korumak için her türlü vesileden istifade ediyor, bütün muhtemel tehlikeleri ortadan kaldırıyor ve her türlü cinayetleri işliyorlardı.

Kendilerini rahatsız edeceğini tahmin ettikleri herkesi öldürüyor, itham edilen kişiler en yakınları bile olsa onu öldürmekten çekinmiyor hatta kendi kardeş, baba ve oğullarını bile katlediyorlardı.

Beni Ümeyye ve Abbasoğulları Mehdi’nin alamet ve özelliklerini tam olarak bimedikleri halde yine de muhtemel bir tehlikeyi ortadan kaldırmak için Fâtıma’nın evlatlarından binlerce insanı katlettiler.

Bu vesileyle Mehdi’yi öldüreceklerini veya onun doğumunu önleyeceklerini sanıyorlardı, İmam Sadık (a.s) Mufazzal, Ebu Basir ve Eban b. Tağlib’e şöyle buyuruyordu: "Beni Ümeyye ve Abbasoğulları zalim hükümetlerinin bizim Kâim’imiz (Mehdi) vasıtasıyla yok olacaklarını duyduklarından bize düşmanlık etmeye başladılar.

Kılıç çekerek Peygamber’in evlatlarını katletmeye ve neslini ortadan kaldırmaya çalıştılar ve böylece onu öldüreceklerini ümit ediyorlardı. Ama Allah istediğini gerçekleştirmek için zalimlere gerçekleri bildirmedi."[138]

Ehl-i Beyt imamları Hz. Mehdi’nin özelliklerini ifşa etmekten o kadar çekiniyorlardı ki yakın ashab ve hatta bazı evlatlarından bile bu hakikatleri gizliyorlardı.

Ebu Halid-i Kâbili şöyle der: "İmam Ebu Cafer’e (a.s) tam olarak tanımam için Kâim’in ismini bana söylemesini istedim. Hazret şöyle buyurdu: "Ey Eba Halid öyle bir şeyi soruyorsun ki Fatıma’nın soyu bile onu bilecek olsalar o Hazret’i parça parça ederler."[139]

Ayrıca, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamları meseleyi fazla teferruatına inmeden naklediyorlardı ki imanı zayıf insanlar İslam dininin galebesinden ümitsizliğe düşmesinler.

Konunun izahı şudur: Bazı müslümanlar Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ve Ali’nin nurlu hayatlarını duydukları veya gördükleri ve hak dininin zafere ulaşacağını duydukları ve zulüm ve sitemden usandıkları için binlerce umit ve arzu ile İslam’a giriyor, ama daha yeni iman ettikleri ve kâmil bir şekilde imanın hakikatine erememiş olduklarından acı tarihî olaylardan çabucak etkileniyorlardı.

Öte yandan Beni Ümeyye ve Abbasoğullarının hareketlerini görüyor, İslam beldelerindeki sosyal adaletsizlik ve karışıklıkları müşahade ediyor ve bu sebeple şaşkınlığa düşüyorlardı.

Bu yüzden bu tür insanların ümitsizliğe düşeceklerinden ve İslam’dan döneceklerinden korkuluyordu. Bu insanlara imanlarını korumakta yardımcı olan mevzulardan biri de şüphesiz ki kurtuluşu ve Hz. Mehdi’nin (a.s) kıyamını bekleyişdi. İnsanlar hergün Mehdi’nin kıyam edeceğini, İslam ve müslümanların işlerini düzelteceğini umuyordu.

Onun zulmü yok edeceğini ve İslam dinini her yere yayacağını ümit ediyorlardı. Bu ise Mehdi’nin ne zaman kıyam edeceği ve benzeri gerçek özellikleri kamil olarak bilinmediği taktirde gerçekleşebilirdi.

Ama eğer zuhur vaktini ve diğer özelliklerini, örneğin kimin oğlu olduğunu ve hangi tarihte kıyam edeceğini bilselerdi asla böyle bir netice elde edemezlerdi.

Evet, asr-ı Saadete yakın dönemlerde zayıf insanları ümitlendiren ve tüm acılar karşısında onları dayanıklı yapan şey, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının icmalen beyan ettiği bu kurtuluş müjdesiydi.

Yaktin oğlu Ali şöyle dedi: "Niçin hakkımızda yapılan müjdeler gerçekleşmekte ama sizler hakkındaki müjdelerden hiçbir belirti görünmemektedir?" Ali b. Yaktin şöyle cevap verdi: "Her ikimiz hakkındaki rivayetler bir kaynaktandır.

Ama sizin hükümetinizin zamanı geldiğinden, hakkınızda yapılan tahminler birbiri ardınca gerçekleşmektedir. Ama Âl-i Muhammed’in iktidar zamanıysa henüz gelmemiştir.

Bu sebeple bizleri sevindirici müjdeler ve arzularla meşgul ettiler. Eğer bizlere Al-i Muhammed’in hükümetinin 200 veya 300 yıldan önce kurulmayacağını söyleselerdi kalpler üzülür ve halk yığınları İslam’dan uzaklaşırdı.

Ama olayı bizlere her gün kurtuluşu ve hak devletinin kuruluşunu beklememizi sağlayacak bir şekilde söylediler."[140]