SAHİB-UL EMR’İN (A.S) ANNESİ

SAHİB-UL EMR’İN (A.S) ANNESİ


Hazret-i Mehdi’nin (a.s) annesini çeşitli isimlerle tanıtmışlardır. Örneğin Nercis (veya Nergis), Saykal, Reyhane, Susen, Hekime, Meryem… Aşağıda ki noktalara dikkat edilirse bu ihtilafın nedenleri anlaşılacaktır:

1- İmam Hasan Askeri’nin (a.s) farklı isimlerde olan bazı cariyeleri vardı. Hekime Hatun, cariyelerin sayısı hususunda iki açıklamada bulunmuştur. Bir yerde Hekime Hatun şöyle diyor.

"Bir gün İmam Hasan’ın huzuruna vardım bahçede oturduğunu ve cariyelerin etrafında toplandığını gördüm "Feda olayım sana, vasin hangi cariyenden doğacaktır?" dedim. İmam (a.s) "Susen’den" buyurdular.[188]

Bir başka yerde Hekime Hatun şöyle der: "Bir gün İmam’ın evine gitmiştim. Dönmek isterken "İftara bizimle kal, zira Allah bu gece bana bir evlat nasip edecektir" buyurdu. "Hangi cariyenden" diye sordum. "Nercis’ten" buyurdu. Ben "Efendim ben de Nercis Hatun’u diyer cariyelerinden daha çok seviyorum" dedim."[189]

Bu iki hadisten de anlaşılmaktadır ki İmam Hasan’ın birden fazla cariyesi vardı.

2- Önceden de dediğimiz gibi İmam Hasan’ın (a.s) çocuğu, baskı ve zulümün yoğun bir dönemdi doğdu. Abbasî halifeleri, hatta Haşimoğulları’ndan bazıları dünyayı adaletle dolduracak olan Mehdi’nin,

yani zalim hükümetlere karşı kıyam edecek olan imamın doğum zamanının yaklaştığını sez için tedorgin idiler. Bu sebeple açık ve gizli görevlileri vasıtasıyla İmam Hasan’ın (a.s) evini ve hatta bütün alevilerin (Hz. Ali’nin soyundan olanların) evlerini kontrol altında tutuyorlardı. Abbasoğulları’nın casusları o evlerde bir çocuk bulmağa ve bunu halifeye teslim etmeye çalışıyorlardı.

Bu iki mukaddemenin hatırlatılmasından sonra şunu söylemek gerekir ki, Allah Teala böyle korkunç şartlarda ve herkesin kontrol altına alındığı bir evde İmam Hasan Askeri’nin oğlunun dünyaya gelmesini ve onun her türlü tehlikelerden korunmasını takdir etmişti. Bu sebeple gerekli bütün şartlar temin edildi.

Evvela, rivayette de yeraldığı üzere annesinde hamilelik eserleri görülmedi. İkincisi, İmam Hasan (a.s) ihtiyat ederek Hz. Mehdi’nin annesinin adını kimseye söylemedi.

Üçüncüsü, doğum anında İmam Hasan Askeri’nin halası Hekime Hatun ve belkide cariyelerden bazısı dışında hiçkimse yoktu Halbuki normal şartlarda doğum için bir ebe ve birkaç yardımcıya ihtiyaç duyulurdu. Aslında hiçkimse İmam Hasan Askeri’nin evlenip evlenmediğini ve evlenmişse de eşinin hangisi olduğunu bilmiyordu.

Şaban ayının 15. gecesi heryeri karanlık bastırdığı bir anda mütüş bir tavakkı ve korku ortamında İmam Hasan’ın (a.s) bir çocuğu dünyaya geldi. O evde birçok cariye vardı,

hiçbirinde hamile alametleri görülmüyordu, üstelik doğum yaparken de Hekime Hatun’un dışında hiçkimse yoktu ve hiçkimse bu olayı açıklamaya cesaret edemezdi.

Bu şartlar altında hadise bir süre tamamiyle gizli kaldı. Sonradan İmam Hasan’ın yakın ashabı arasında birtakım tartışmalar ortaya çıktı. Bazıları Allah’ın İmam Hasan’a bir çocuk ihsan ettiğini söylüyor, bazıları ise inkar ediyordu. Zira cariyelerin hiçbirinde hamilelik alameti görülmüyordu. Dolayısıyla annesinin kim olduğu hususunda ihtilaf oldu.

Bazıları Saykal, bazıları Susen, bazıları Reyhane… vb. şeyler söylüyordu; ama olayı bilen ve gizli tutmaları emredilen bir avuç insan dışında hiçkimse hakikati bilmiyordu.

Hatta Hz. Mehdi’nin (a.s) doğumuna şahit olan Hekime Hatun bile ihtiyat ederek annesinin bazen Nercis, bazen de Susen olduğunu söylüyor, hatta bazen de birtakım maslahatlar yüzünden, bu haberi İmam Hasan’ın (a.s) annesine isnat ediyordu.

Ahmed b. İbrahim şöyle der: "H. 262. yılında İmam Cevad’ın (a.s) kızı Hekime Hatun’un yanına vardım. Perde arkasından onunla söhbet ettim, bazı hususlarda inançlarını sordum.

O da imamlarını teker teker saydı ve son olarak Muhammed b. Hasan’ı söyledi. "Sen olaya bizzat şahit oldun mu? Yoksa rivayetler vasıtasıyla mı naklediyorsun?

" diye sordum. "Olayı İmam Hasan (a.s) kendi annesine yazmıştır" diye cevap verdi. "O halde şiiler kime müracaat etmelidir?" diye sorunca "İmam Hasan’ın annesine" diye cevab verdi.

"Bu vasiyette bir kadına mı uymak gerekir? "şeklindeki soruyu da "Evet İmam Hasan Askeri bu vasiyetinde ceddi Hüseyin b. Ali’ye uydu. Zira İmam Hüseyin (a.s) da Kerbela’da bacısı Zeyneb’i vasi kıldı ve Ali b. Hüseyin’in (a.s) ilimleri Zeyneb’e isnat edilmektedir.

İmam Hüseyin (a.s) bunu sadece Ali b. Hüseyin’in imamlık konusu gizli kalsın diye yaptı" şeklinde cevaplayarak "Siz hadis ve rivayet ehlisiniz, Hüseyin’in (a.s) dokuzuncu evladı hayatta olduğu zaman mirasının taksim edileceği sizlere rivayet edilmedi mi? demiştir."[190]

Görüldüğü gibi, Hekime Hatun bu hadiste sarih bir şekilde cevap vermekten çekinmiş ve çocuk olayını İmam Hasan’ın annesine isnat etmiştir. Bunu ya muhatabından korktuğu ve takiyye ettiği için yapmıştır,

ya da olayın belirsiz kalmasını ve duyulmamasını istemiştir. Ama yine Hekime Hatun bir başka yerde İmam Hasan Askeri’nin Nercis ile evliliğini detaylı bir şekilde beyan eder ve şöyle der: "Ben şu anda sürekli olarak İmam'i görüyor ve onunla sohbet ediyorum."[191]

Velhasıl Sahib-ul Emr’in (a.s) annesinin adı hakkındaki ihtilaf garıpsenecek bir olay değildir. Aksine, bu ihtilaf o zamanın korkunç durumu, baskı yönetimi ve İmam Hasan’ın -aynı maslahat gereği- bir çok cariyesinin olmasından kaynaklanmıştır.

Kim bilir belki de İmam Hasan’ın mirası hususunda Hz. Mehdi'nin annesi ve kardeşi "Cafer-i Kezzab" arasında baş gösteren ihtilaf da zamanın halifesi tarafından düzenlenmiş bir komploydu. Bu vesileyle belki de İmam Hasan’ın çocuğu hakkında bir bilgi edinmek istiyorlardı.

Şeyh Saduk, "Kemal-ud Din" kitabında şöyle diyor: "İmam’ın annesi ile Cafer arasında miras üzerinde ortaya çıkan ihtilaf muhakeme için Halifeye iletilince,

İmam Hasan’ın (a.s) "Saykal" adındaki bir cariyesi hamile olduğunu iddia etti. O cariyeyi zamanın halifesi Mutemed’e götürdüler. Halifenin ve Muvaffak’ın eşleri, ve hizmetçileri o cariyeyi sürekli kontrol altında tutuyor ve onun hamile olup olmadığını öğrenmeye çalışıyorlardı.

İşte o günlerde Saffar ile Sahib-i Zenc’in kıyamı ve Abdullah b. Yahya’nın ölümü gibi bir takım korkunç olaylar başgösterdi. Bu olaylar Samerra’dan çıkmalarına ve netice olarak da kendileriyle meşgul olup Saykal olayının neticesini öğrenme fırsatı bulamamalarına sebep oldu."[192]

İsimlerin ihtilaf ve çeşitliliği hususunda başka bir takım ihtimaller de vardır. Bazıları şöyle de diyebilir: Bütün bu isimler gerçekte bir cariyenin isimleriydi.

Yani Sahib-ul Emr’in annesi olan cariyenin çeşitli isimleri vardı. Bu da uzak bir ihtimal değildir. Zira araplarda ilgi duyulan birinin çeşitli isimlerle çağrılması eski bir gelenekti.

Bu ihtimalin şahidi de Kemal-ud Din kitabında yer alan bir rivayettir. Saduk kendi senediyle Ğıyas’ın şöyle dediğini rivayet eder: "İmam Hasan’ın (a.s) vasisi cuma günü dünyaya geldi.

Annesinin adı Reyhane idi ki Nercis, Saykal ve Susen diye de anılırdı. Hamileliği zamanında özel bir nuraniyeti olduğu için ona Saykal diyorlardı."[193]

Son olarak şu noktayı hatırlatmakta fayda var: Her ne kadar Sahib-ul Emr’in (a.s) annesinin adını belirleme hususunda çeşitli şıklar varsa da bu Hz. Mehdi (a.s)'nin varlığı hakkındaki kesin delillere gölge düşüremez.

Nitekim hem Ehl-i Beyt İmanları, hem de İmam Hasan Askeri (a.s), oğlunun varlığını haber vermişlerdir. Ayrıca Hz. Cevad’ın (a.s) kızı ve güvenilir bir mümine olan Hekime Hatun da o Onun doğumunu açıklamıştır.

Üstelik İmam Hasan’ın bazı hizmetçileri ve güvenilir ashabı da o çocuğu görmüş ve varlığına şehadet etmişlerdir. Binaenaleyh annesi için şu veya bu adın kullanılmış olması neticeyi değiştirmez.