SAHTE MEHDİLER

SAHTE MEHDİLER


Mehdi'lik mevzuunun Peygamber'in (s.a.a) döneminden beri herkesçe bilinen bir mevzu olduğunun delillerinden biri de ardarda ortaya çıkmış ve isimleri tarihte kaydedilmiş sahte Mehdi’lerdir. Bu hususta bir fihrist sunmak istiyorum; işte birkaç örnek:

"Müslümanlardan bir grup Muhammed b. Hanefiyye’yi Mehdi sanmışlardır. Onun ölmediğine ve "Radva" dağında gaybete çekildiğine inanırlar, onlara göre Mehdi daha sonra zuhur edecek ve dünyayı adaletle dolduracaktır."[88]

Carudiye mezhebinden olan bir grup, Muhammed b. Abdullah b. Hasan’ı gaib Mehdi sanmış ve zuhurunu bekliyorlar.[89]

Navusiye mezhebi mensupları da Hz. İmam Sadık’ı Mehdi ve hayatta, gaib olarak kabul ederler.[90]

Vakıfiye mezhebi mensupları da İmam Musa b. Cafer’i sağ ve gaib imam olarak kabul eder ve sonradan zuhur edeceğine ve dünyayı adaletle dolduracağına inanırlar.[91]

İsmailiye mezhebinin bazı mensupları da gerçekte İsmail’in ölmediğine inanmakta ama takiyye ederek, onun öldüğüne inandıklarını söylemektedirler.[92]

Bakıriye mezhebi mensupları da Hz. İmam Bakır’ı sağ ve va’dedilmiş Mehdi olarak kabul ederler.

Muhammediye fırkası ise İmam Ali Naki’den (a.s) sonra oğlu Muhammed b. Ali’nin imam olduğuna inanmaktadır. Muhammed’i sağ ve va’dedilmiş Mehdi olarak kabul ederler, halbuki Muhammed henüz babası hayatta iken vefat etmişti!

Cevaziye mensuplarına göre Hüccet b. el-Hasan’ın bir oğlu vardı ve Mehdi odur."[93]

Haşimiye fırkasından bir grup ise Abdullah b. Harb-i Kindi’yi sağ ve gaybette sayar ve onun zuhurunu beklerler.[94]

Mübarekiye fırkasından bir grup da Muhammed b. İsmail’i sağ ve gaib imam olarak kabul etmektedirler.[95]

Yezidiye fırkası mensupları ise Yezid’in göklere yükseldiğine, sonra geri geleceğine ve yeryüzünü adaletle dolduracağına inanırlar.[96]

İsmailiye fırkasına göre rivayetlerde bahsedilen Mehdi, Muhammed b. Abdullah’tır. Bu adamın lakabı Mehdi’dir. Mısır ve Cezayir’de hüküm sürmüştür. Bu fıkra Peygamber’den şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Güneş üç yüz yılında batıdan doğacaktır."[97]

İmamiye’den bir grub ise şöyle diyor: İmam Hasan Askeri sağdır. Kâim (kıyam eden) de odur ve şu anda gaybettedir, sonradan zuhur edecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır.

Başka bir grup ise şöyle der: O ölmüştür, ama dirilecek ve kıyam edecektir. Zira Kâim-in manası ölümden sonra kıyam etmektir.[98]

Karamati fırkası ise Muhammed b. İsmail’i Mehdi olarak kabul etmekte ve onun ölmediğine, Rum diyarında yaşadığına inanmaktadır.[99]

Ebu Müslimiye fırkası Ebu Müslim-i Horasani’yi sağ ve gaib olarak kabul eder.[100]

Bazıları da İmam Hasan Askeri’yi Mehdi olarak kabul ederler. Öldükten sonra dirildiğine ve şu anda gaybet halinde yaşadığına sonra zuhur edip dünyayı adaletle dolduracağına inanırlar.[101]


SUİİSTİMAL


Buraya kadar sayılanlar asr-ı saadette yakın zamanlara ait isimlerdir. Ama bu grup ve tarikatlerin çoğu zamanla yok olmuş ve tarih sayfaları dışında hiç bir eserleri kalmamıştır.

O zamandan şimdiye dek de Haşimoğulları ve gayrisi arasında farklı belde ve ülkelerde kendini va’dedilmiş Mehdi olarak tanıtan bir çok kimse ortaya çıktı, bir çok savaşlar oldu, kanlar döküldü, fırkalar kuruldu ve sayısız acı olaylar meydana geldi.[102]

Bütün bu olay ve hadiselerden de anlaşılmaktadır ki Mehdi'lik konusu ve gaybi bir kurtarıcının zuhuru kesin olan bir inanç idi. Müslümanlar da buna inanmış ve Hz. mehdi (a.s)'ın zuhur edeceği günü beklemişlerdir.

Onun kesin zafere ereceğine inanıldığı için bazı kurnaz çıkarcılar halkın vahyden kaynaklanan ihlas dolu inançlarından istifade etmeye kalkışmış ve kendilerini Mehdi diye tanıtmışlardır.

Bunlardan bazısı kötü niyetli olmayabilir. Onlar bu vesileyle zalimlerden intikam almaya ve toplumu ıslah etmek istemiş olabilirler. Bunlardan bazısı ise Mehdi'lik iddiasında bulunmamış, ama halk cehalet ve çaresizlik sebebiyle Mehdi’nin zuhuru için acele ederek onları İslam’da va’dedilen Mehdi olarak nitelemişlerdir.

 

UYDURMA HADİSLER


Ne yazık ki bu ve benzeri olaylar neticesinde halk arasında zuhur alametleri ve Mehdi’yi tanıtma hususunda birtakım uydurma hadislerde ortaya çıktı. Bu tür hadisler de araştırma ve inceleme yapılmadan hadis kitaplarına kaydedildi.[103]