GAYBET-İ SUĞRA VE KÜBRA

GAYBET-İ SUĞRA VE KÜBRA


"Gaybet-i suğra ve gaybet-i kübra"dan maksat nedir?

Onikinci İmamın gaybet iki döneme ayrılır. İlki, doğum tarihi olan herî 255 veya 256 veya babasının vefat yılı olan 260 yılından başladı ve 329 ın yılına kadar devam etti.

Bu müddet boyunca gerçi insanların gözüne görünmüyordu; ama tam bir irtibat kopukluğu söz konusu değildi. Özel naibler İmam’ın huzuruna varıyor ve insanların sınal ve ihtiyaçlarını iletiyor ve cevap alıyorlardı. gideriyorlardı. Bu 74 veya 69 yıllık gaybet dönemine "gaybet-i suğra" deniliyor.

İkinci gaybet, özel naiblerin sonuncusunun vefatıyla yani 329 yılında başladı ve zuhur zamanına kadar devam edecektir. Buna da "gaybet-i kübra" denilmektedir. Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmanları da bu iki gaybeti haber vermişlerdi. İşte birkaç örnek:

İshak b. Ammar şöyle der: "Hz. Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: "Kâim’in iki gaybeti olacaktır. Birisi uzun, birisi kısa sürecek. Birinci gaybetinde sadece has şiiler onun yerini bileceklerdir. Ama ikinci gaybetinde ise özel dinî dostları dışında hiç kimse onun yerini bilemeyecektir."[231]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Hz. Sahib-ul Emr’in iki gaybeti vardır. Birisi o kadar uzun sürecektir ki bazıları "ölmüştür", bazıları "öldürülmüştür", bazıları da "gitmiştir" diyecektir. Onun varlığına inanan ve imanında sabit kalan çok az kimse kalacaktır. O zaman özel hizmetçisi dışında hiç kimse onun yerini bilemeyecektir."[232]

Bu hususta aynı manayı ifade eden 8 hadis daha vardır.

 

GAYBET-İ SUĞRA VE ŞİİLERİN İRTİBATl


Gaybet-i suğra’nın başlamasının ardından bazı dolandırıcılar halkın cehaletinden istifade etmiş ve gaib İmam’ın naipliği iddiasıyla insanları kandırarak,

bu vesileyle büyük bir makam elde edip çeşitli insanlardan maddî çıkarlar sağlamışlardı. Bu durumda naiplerin kimler olduğunu ve insanların İmam-ı Zaman’la ilişki niteliğini ve bu irtibatın kimler vasıtasıyla kurulduğunu izah etmemiz gerekiyor:

Gaybet-i suğra döneminde halk Hz. Sahib-ul Emr’i görmekten mahrum idiler. Ama irtibat bütünüyle kesilmemişti. Bab, naib ve vekil olarak adlandırılan bazı kimseler vasıtasıyla İmam’la ilişkiye geçiyor,

ihtiyaçlarını gideriyor ve dinî sorunlarını hallediyorlardı. Mallarına taalluk eden İmam’ın payını da (hums) o naibler vasıtasıyla gönderiyorlardı. Bazen İmam’dan maddî yardım talebinde bulunuyorlardı.

Bazen hastalarının iyileşmesi ve evlat talebi için İmam’dan dua etmelerini istiyorlardı. Bazen de İmam bir taleb olmadan bazı şahıslar için para, elbise veya kefen gönderiyordu.

Bütün bu işlerde belirli insanlar aracılık yapıyorlardı. İstekler mektupla gönderiliyor, cevapları da bizzat İmam tarafından yazılıyordu ki bu da istilah olarak "tevki" diye adlandırılıyordu.

TEVKİ’LER BİZZAT İMAM’lN KENDİ YAZlSl MlYDl?


"Tevki’lerdeki, hat (el yazısı) bizzat İmam’a ait miydi? yoksa başka biri mi İmam'ın emriyle bunları yazıyordu?" şeklindeki bir soruya, "Evet İmamın bizzat kendisi tevkileri yazıyordu" demek gerekir. Bu yüzden özel ashabı ve alimler arasında bu el yazılarını fevkalade meşhur ve değerliydi.

Nitekim Muhammed b. Osman-i Amri şöyle der: "İmam tarafından bir tevki elime geçti; İmam’ın elyazısını çok iyi tanıyordum."[233]

İshak b. Yakup şöyle der: Birtakım zor soruları yazıp "Muhammed b. Osman vasıtasıyla İmam’a gönderdim ve cevabını da İmam-ı Zaman’dan yazılı bir şekilde aldım."[234]

Şeyh Ebu Ömer-i Amiri şöyle diyor. "İbn-i Ebi Ğanim-i Kazvini, şiilerden bir grupla bir mevzu üzerinde ihtilafa düşmüşlerdi. İhtilafı halletmek için İmam’a bir mektupla mevzuyu ilettiler ve cevabını İmam’ın kendi eliyle yazdığı bir mektupla aldılar."[235]

Saduk (r.a) "İmamın kendi eliyle babama yazdığı tevki’ler şu anda benim yanımdadır"[236] diyor.

Mezkur şahıslar mektupların İmam’ın kendisi tarafından yazıldığına şehadet etmişlerdir. Ama bunun yanısıra İmam'ın bir katibe yazdırdığı mektuplardan da bir çok hadiste sözedilmiştir.

Mesela Ebu Nasr-i Hibetillah rivayet etmiştir ki: "Sahib-ul Emr’in tevki’leri İmam Hasan zamanındaki yazı ile Osman b. Said ve Muhammed b. Osman tarafından şiiler için yazılıyordu."[237]

Yine aynı şahıs "Ebu Cafer 904 yılında vefat etti. 50 yıl boyunca İmam-ı Zaman’ın vekiliydi. Halkın malları Ona götürülüyordu ve İmam’ın tevki’leri İmam Hasan zamanındaki yazı örneği ile onun tarafından şiilere yazılıyordu"[238] der.

Başka bir yerde şöyle demektedir. "Sahib-ul Emr’in tevki’leri Muhammed b. Osman döneminde tarafından ve babası Osman b. Said zamanındaki yazı örneği ile yazılıyordu."[239]

Abdullah b. Cafer-i Himyeri şöyle der: "Osman b. Said vefat edince Sahib-ul Emr’in tevki’leri bizlere daha önce yazılan yazı örneği ile gönderiliyordu."[240]

Bu rivayetlerden şu anlaşılmaktadır: Osman b. Said ve daha sonra da Muhammed b. Osman tarafından da yazılan tevki’ler yazı örneği açısından İmam Hasan zamanında yazılan tevki’lerin aynısıydı.

Buradan da anlaşılmaktadır ki tevki’ler, İmam’ın yazısı değildi; İmam Hasan’ın (a.s) özel bir katibi vardı ve bu katip Osman b. Said ile Muhammed b. Osman zamanına kadar hayatta olup tevki’leri yazmakla görevliydi.

Bu göre bazı tevki’leri İmamın kendi yazıyor bazılarını da katibine yazdırıyordu dememiz gerekir. Ama kesin olan şuler, gaybet-i suğra zamanındaki şiilerin ve alimlerin durumunu incelediğimizde ve tevki’lerin metnine baktığımızda bu mektuplarda yazılanların şiilerce itimat edildiği ve bunların İmam tarafından yazıldığına kesinlikle inanıldığı anlaşılmaktadır.

Şiiler İhtilaflarını yazıp İmam’a iletiyor ve cevabını aldıklarında da can-u gönülden kabul ediyorlardı. Hatta bazı tevki’lerin sihhatinden şüphe ediyor, yine de ihtilafların hallini yazışmaya bırakıyorlardı.[241]

Ali b. Hüseyin b. Babeveyh İmam’a mektub yazarak, Allah Teala’dan bir çocuk istediğini bildirdi ve çok geçmeden cevabını aldı.[242]

Gaybet-i suğra ve naiblerin zamanını derkeden alimlerden biri de Muhammed b. İbrahim b. Cafer-i Nu’mani’dir. "Gaybet" adlı kitabında naiblerin niyabetini tekid etmiş gaybet hakkındaki hadisleri naklettikten sonra şöyle yazmaktadır:

"Gaybet-i suğra döneminde İmam ve halk arasında bazı belirli kimseler aracılık yapıyordu. Onlar vasıtasıyla hastalar iyileşiyor ve şiilerin sorunları hallediliyordu. Ama gaybet-i suğra dönemi artık sona erdi ve gaybet-i kübra dönemi başladı."[243]

Bunlardan anlaşılmaktadır ki tevki’ler İmam'ın özel naibi tarafından iletildiği için o zamanın şii ve alimleri tarafından kabul görüyordu. Bu tavki'lerde ise özel bir takım nişaneler de mevcuttu; örneğin:

Şeyh Hürr-i Amili (r.a) şöyle yazar: "İbn-i Ebi Ğanim-i Kazvini şiilerle ihtilafa düşmüş ve İmam Hasan Askeri’nin evladının olmadığını iddia etmişti. Şiiler durumu İmam-ı Zaman’a (a.s) ilettiler.

Adetleri olduğu üzere mektupları mürekkepsiz bir kalemle beyaz kağıdın üzerine yazıyor ve bunu bir keramet olarak değerlendiriyorlardı. Dolayısıyla da İmam-ı Zaman’dan onun cevabını alıyorlardı."[244]